سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى
Rabb'inin yüce adını tesbih[1] et.
19 · الأعلى ayet · Mekke
سَبِّحِ ٱسۡمَ رَبِّكَ ٱلۡأَعۡلَى
Rabb'inin yüce adını tesbih[1] et.
ٱلَّذِي خَلَقَ فَسَوَّىٰ
O ki yarattı ve düzene koydu.
وَٱلَّذِي قَدَّرَ فَهَدَىٰ
O ki takdir etti[1] ve yol gösterdi.
وَٱلَّذِيٓ أَخۡرَجَ ٱلۡمَرۡعَىٰ
O ki yerden bitkiler, yeşillikler çıkardı.
فَجَعَلَهُۥ غُثَآءً أَحۡوَىٰ
Derken onu kuru, kararmış çer çöp haline getirdi.
سَنُقۡرِئُكَ فَلَا تَنسَىٰٓ
Sana okutacağız;[1] bir daha unutmayacaksın;[2]
إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ يَعۡلَمُ ٱلۡجَهۡرَ وَمَا يَخۡفَىٰ
Allah, aksini dilemedikçe. Kuşkusuz O, açık ve gizli olanı bilir.[1]
وَنُيَسِّرُكَ لِلۡيُسۡرَىٰ
Kolay gelmesi için, sana yeterince kolaylaştıracağız.[1]
فَذَكِّرۡ إِن نَّفَعَتِ ٱلذِّكۡرَىٰ
O halde öğüt ver,[1] öğüt yararlı olacaksa!
سَيَذَّكَّرُ مَن يَخۡشَىٰ
Huşu[1] duyan kimse öğüt alacaktır.
وَيَتَجَنَّبُهَا ٱلۡأَشۡقَى
Şaki[1] olan ondan kaçınır.
ٱلَّذِي يَصۡلَى ٱلنَّارَ ٱلۡكُبۡرَىٰ
Ki o, büyük ateşe atılacaktır.
ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحۡيَىٰ
Sonra orada ölüm de yok, yaşam da.[1]
قَدۡ أَفۡلَحَ مَن تَزَكَّىٰ
Doğrusu arınan kimse kurtuluşa ermiştir;
وَذَكَرَ ٱسۡمَ رَبِّهِۦ فَصَلَّىٰ
Rabb'inin adını anıp salla[1] eden.
بَلۡ تُؤۡثِرُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
Ne var ki siz[1] dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
وَٱلۡأٓخِرَةُ خَيۡرٞ وَأَبۡقَىٰٓ
Oysaki ahiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
إِنَّ هَٰذَا لَفِي ٱلصُّحُفِ ٱلۡأُولَىٰ
Bu, önceki sahifelerde[1] de vardı.
صُحُفِ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ
İbrahim'ın ve Musa'nın sahifelerinde.