عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
Surat astı ve yüz çevirdi.
42 · عبس ayet · Mekke
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
Surat astı ve yüz çevirdi.
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ
O gözleri görmeyen geldi diye.
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
Sen bilemezsin, belki o tezkiye[1] olacak.
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ
Veya öğüt alır ve böylece öğüt ona yararlı olur.
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ
Fakat öğüt almayı gereksiz gören o kimseye gelince de;
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
Sen ona ilgi gösteriyorsun.
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
Oysaki onun arınmak istememesinden sorumlu sen değilsin.
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ
Fakat sana koşarak gelen kimseye gelince;
وَهُوَ يَخۡشَىٰ
O huşu[1] duyanla,
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةٞ
Hayır! Kuşkusuz o bir öğüttür.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
Dileyen kimse ondan öğüt alır.
فِي صُحُفٖ مُّكَرَّمَةٖ
O şerefli sayfalardadır,
مَّرۡفُوعَةٖ مُّطَهَّرَةِۭ
Yüceltilmiş, temizlenmiş,
بِأَيۡدِي سَفَرَةٖ
Yazıcıların elleriyle,
كِرَامِۭ بَرَرَةٖ
Şerefli ve birr[1] sahiplerince.
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ
O insan[1] kendisini mahvetti, o ne kadar da nankördür.
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ
Onu hangi şeyden yarattı?
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
Bir nutfeden yarattı. Sonra da ona kader takdir etti.[1]
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
Sonra yolu ona kolaylaştırdı.[1]
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ
Sonra onu öldürdü ve kabre koydurdu.
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
Sonra dilediği zaman onu diriltip ortaya çıkardı.
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ
Hayır! Ona buyurduğu şeyi yerine getirmedi.
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
O insan[1] yiyeceğine bir baksın!
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبّٗا
Suyu nasıl akıttıkça akıttık.
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقّٗا
Sonra yeri yardıkça yardık.
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبّٗا
Böylece orada taneler yetiştirdik;
وَعِنَبٗا وَقَضۡبٗا
Üzümler, sebzeler,
وَزَيۡتُونٗا وَنَخۡلٗا
Zeytinler, hurmalar,
وَحَدَآئِقَ غُلۡبٗا
Dalları iç içe girmiş bahçeler,
وَفَٰكِهَةٗ وَأَبّٗا
Meyveler ve otlaklar.
مَّتَٰعٗا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ
Size ve hayvanlarınıza geçim olarak.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
Fakat o kulakları sağır edici ses geldiği zaman.
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ
O Gün insan kardeşinden kaçar;
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
Annesinden ve babasından,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
Eşinden ve çocuklarından.
لِكُلِّ ٱمۡرِيٕٖ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذٖ شَأۡنٞ يُغۡنِيهِ
Onların hepsinin O Gün başından aşkın uğraşısı vardır.
وُجُوهٞ يَوۡمَئِذٖ مُّسۡفِرَةٞ
O Gün pırıl pırıl yüzler vardır;
ضَاحِكَةٞ مُّسۡتَبۡشِرَةٞ
Gülen, sevinen.
وَوُجُوهٞ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةٞ
O Gün, kimi yüzler de tozludur,[1]
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ
Onu bir karanlık kaplar.[1]
أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ
İşte bunlar Kafirlerdir, facirlerdir[1].