وَٱلۡفَجۡرِ
Fecre[1] ant olsun.
30 · الفجر ayet · Mekke
وَٱلۡفَجۡرِ
Fecre[1] ant olsun.
وَلَيَالٍ عَشۡرٖ
On geceye,
وَٱلشَّفۡعِ وَٱلۡوَتۡرِ
Çift ve tek olana,
وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَسۡرِ
Geçip giden geceye.
هَلۡ فِي ذَٰلِكَ قَسَمٞ لِّذِي حِجۡرٍ
İşte bunlarda aklını kullanan kimse[1] için bir kasem[2] yok mu?
أَلَمۡ تَرَ كَيۡفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ
Rabb'inin Ad kavmine ne yaptığını biliyor musun?
إِرَمَ ذَاتِ ٱلۡعِمَادِ
Sütunlara sahip İrem'e!
ٱلَّتِي لَمۡ يُخۡلَقۡ مِثۡلُهَا فِي ٱلۡبِلَٰدِ
Ki, beldeler içinde onun bir eşi yaratılmadı;
وَثَمُودَ ٱلَّذِينَ جَابُواْ ٱلصَّخۡرَ بِٱلۡوَادِ
Ve vadide kayaları oyan Semud'a,
وَفِرۡعَوۡنَ ذِي ٱلۡأَوۡتَادِ
Ve kazıklar sahibi Firavun'a;
ٱلَّذِينَ طَغَوۡاْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ
Onlar ki, ülkelerde tağutlaşmışlardı,[1]
فَأَكۡثَرُواْ فِيهَا ٱلۡفَسَادَ
Böylece oralarda bozgunculuğu çoğaltmışlardı.
فَصَبَّ عَلَيۡهِمۡ رَبُّكَ سَوۡطَ عَذَابٍ
Bu yüzden Rabb'in onları azap kırbacıyla kırbaçladı.
إِنَّ رَبَّكَ لَبِٱلۡمِرۡصَادِ
Çünkü Rabb'in olup -biteni görüp- gözlemektedir.
فَأَمَّا ٱلۡإِنسَٰنُ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ رَبُّهُۥ فَأَكۡرَمَهُۥ وَنَعَّمَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَكۡرَمَنِ
Fakat o insan[1]; Rabb'i ne zaman onu sınamak için ikramda bulunsa ve ona nimet verse, "Rabb'im bana ikram etti.[2]" der.
وَأَمَّآ إِذَا مَا ٱبۡتَلَىٰهُ فَقَدَرَ عَلَيۡهِ رِزۡقَهُۥ فَيَقُولُ رَبِّيٓ أَهَٰنَنِ
Fakat ne zaman ona sınamak için rızkını ölçülü verirse,[1] "Rabb'im beni alçaltı.[2]" der.
كَلَّاۖ بَل لَّا تُكۡرِمُونَ ٱلۡيَتِيمَ
Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
وَلَا تَحَـٰٓضُّونَ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ
Yoksulu yedirmede birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
وَتَأۡكُلُونَ ٱلتُّرَاثَ أَكۡلٗا لَّمّٗا
Varis olduğunuz mirası ihtirasla yiyorsunuz.[1]
وَتُحِبُّونَ ٱلۡمَالَ حُبّٗا جَمّٗا
Malı büyük bir sevgiyle, çok seviyorsunuz.
كَلَّآۖ إِذَا دُكَّتِ ٱلۡأَرۡضُ دَكّٗا دَكّٗا
Hayır, hayır! Yer, paramparça olup dağıldığı zaman,
وَجَآءَ رَبُّكَ وَٱلۡمَلَكُ صَفّٗا صَفّٗا
Rabb'in emri geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman,
وَجِاْيٓءَ يَوۡمَئِذِۭ بِجَهَنَّمَۚ يَوۡمَئِذٖ يَتَذَكَّرُ ٱلۡإِنسَٰنُ وَأَنَّىٰ لَهُ ٱلذِّكۡرَىٰ
O Gün Cehennem ortaya getirilir. O Gün insan neyin ne olduğunu anlar, ancak bunun ona bir yararı olmaz.
يَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي قَدَّمۡتُ لِحَيَاتِي
"Ah keşke hayattayken, ahiret hayatım için hazırlık yapmış olsaydım." der.
فَيَوۡمَئِذٖ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُۥٓ أَحَدٞ
Artık O Gün, O'nun azbı hiç kimsenin azabına benzemez.
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُۥٓ أَحَدٞ
O'nun vurduğu bağ, hiç kimsenin vurduğu bağa benzemez.
يَـٰٓأَيَّتُهَا ٱلنَّفۡسُ ٱلۡمُطۡمَئِنَّةُ
"Ey mutmain nefs![1]
ٱرۡجِعِيٓ إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةٗ مَّرۡضِيَّةٗ
Rızasını kazanarak, razı olarak Rabb'ine dön.[1]
فَٱدۡخُلِي فِي عِبَٰدِي
Kullarıma katıl;[1]
وَٱدۡخُلِي جَنَّتِي
Cennetime gir."