وَيۡلٞ لِّلۡمُطَفِّفِينَ
Hile[1] yapanların vay haline!
36 · المطففين ayet · Mekke
وَيۡلٞ لِّلۡمُطَفِّفِينَ
Hile[1] yapanların vay haline!
ٱلَّذِينَ إِذَا ٱكۡتَالُواْ عَلَى ٱلنَّاسِ يَسۡتَوۡفُونَ
Onlar, alırlarken tam olarak ölçer, tartarlar.
وَإِذَا كَالُوهُمۡ أَو وَّزَنُوهُمۡ يُخۡسِرُونَ
Satarlarken eksik ölçer, tartarlar.
أَلَا يَظُنُّ أُوْلَـٰٓئِكَ أَنَّهُم مَّبۡعُوثُونَ
Onlar diriltileceklerini bilmiyorlar mı?[1]
لِيَوۡمٍ عَظِيمٖ
Büyük bir gün için.
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلنَّاسُ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
O Gün İnsanlar alemlerin Rabb'inin divanında duracaklar.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٖ
Hayır! Kötülerin kayıtları kesinlikle siccindedir.[1]
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سِجِّينٞ
Siccinin ne olduğunu sen ne bileceksin!
كِتَٰبٞ مَّرۡقُومٞ
Her şeyin tek tek yazıldığı bir kitaptır.
وَيۡلٞ يَوۡمَئِذٖ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
O Gün, yalanlayanların vay haline!
ٱلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ
Onlar, Din Günü'nü[1] yalanlıyorlar.
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِۦٓ إِلَّا كُلُّ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ
Onu haddi aşan günahkardan başka kimse yalanlamaz.
إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, "Eskilerin masalları." der.
كَلَّاۖ بَلۡۜ رَانَ عَلَىٰ قُلُوبِهِم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
Hayır, hayır! Bilakis, onların yapıp ettikleri şeyler kalplerini kararttı.
كَلَّآ إِنَّهُمۡ عَن رَّبِّهِمۡ يَوۡمَئِذٖ لَّمَحۡجُوبُونَ
Hayır! Onlar, O Gün[1] Rabb'lerinden perdelenmiş olanlardır.[2]
ثُمَّ إِنَّهُمۡ لَصَالُواْ ٱلۡجَحِيمِ
Sonra onlar, Cehennem'e girecekler.
ثُمَّ يُقَالُ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Sonra da: "İşte bu yalanlayıp durduğunuz şeydir." denecek.
كَلَّآ إِنَّ كِتَٰبَ ٱلۡأَبۡرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
Hayır! Kuşkusuz ebrar[1] olanların kayıtları kesinlikle İlliyyin'dedir.[2]
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا عِلِّيُّونَ
İlliyyin'in ne olduğunu sen ne bileceksin?
كِتَٰبٞ مَّرۡقُومٞ
Her şeyin tek tek yazıldığı bir kitaptır.[1]
يَشۡهَدُهُ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
Yaklaştırılmış olanlar[1] ona tanık olurlar.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
Ebrar kesinlikle nimetler içindedir,
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Tahtlar üzerinde nimetleri seyre dalarlar.
تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِهِمۡ نَضۡرَةَ ٱلنَّعِيمِ
Nimetlerin sevincini yüzlerinden anlarsın.
يُسۡقَوۡنَ مِن رَّحِيقٖ مَّخۡتُومٍ
Onlara mühürlenmiş[1] en leziz, en saf içecekler[2] içirilir.
خِتَٰمُهُۥ مِسۡكٞۚ وَفِي ذَٰلِكَ فَلۡيَتَنَافَسِ ٱلۡمُتَنَٰفِسُونَ
Onun sonu misktir.[1] Yarışanlar bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُۥ مِن تَسۡنِيمٍ
Onun katkısı tesnimdir[1].
عَيۡنٗا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ
Bir pınardır, yakınlaştırılmış[1] olanların içtiği.
إِنَّ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ كَانُواْ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ يَضۡحَكُونَ
Suçlular, dünyada İman Edenlere gülüyorlardı.
وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمۡ يَتَغَامَزُونَ
İman Edenler yanlarından geçerlerken, birbirlerine kaş-göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
وَإِذَا ٱنقَلَبُوٓاْ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمُ ٱنقَلَبُواْ فَكِهِينَ
Yandaşlarına döndükleri zaman da neşelenmiş olarak dönüyorlardı.
وَإِذَا رَأَوۡهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَضَآلُّونَ
İman Edenleri gördükleri zaman, "İşte bunlar, kesinlikle sapkın olanlardır." diyorlardı.
وَمَآ أُرۡسِلُواْ عَلَيۡهِمۡ حَٰفِظِينَ
İman Edenlerin üzerlerine gözetici olarak gönderilmediler.[1]
فَٱلۡيَوۡمَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنَ ٱلۡكُفَّارِ يَضۡحَكُونَ
Artık bugün İman Edenler, Kafirlere gülüyorlar.
عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ يَنظُرُونَ
Tahtlar üzerinde seyirdeler:
هَلۡ ثُوِّبَ ٱلۡكُفَّارُ مَا كَانُواْ يَفۡعَلُونَ
"Kafirler, yaptıkları şeylerin karşılığını buldular mı?" diye.