وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ
Batan yıldıza ant olsun ki,
62 · النجم ayet · Mekke
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ
Batan yıldıza ant olsun ki,
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمۡ وَمَا غَوَىٰ
Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلۡهَوَىٰٓ
Ve o, hevasından[1] konuşmaz.
إِنۡ هُوَ إِلَّا وَحۡيٞ يُوحَىٰ
Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir.[1]
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلۡقُوَىٰ
Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti.[1]
ذُو مِرَّةٖ فَٱسۡتَوَىٰ
Üstün Akla[1] Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.
وَهُوَ بِٱلۡأُفُقِ ٱلۡأَعۡلَىٰ
O, yüksek bir ufuktaydı.
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
Sonra yaklaştı ve sarktı.
فَكَانَ قَابَ قَوۡسَيۡنِ أَوۡ أَدۡنَىٰ
Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
فَأَوۡحَىٰٓ إِلَىٰ عَبۡدِهِۦ مَآ أَوۡحَىٰ
Kuluna[1] vahyedeceği şeyi vahyetti.[2]
مَا كَذَبَ ٱلۡفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ
Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.
أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?
وَلَقَدۡ رَءَاهُ نَزۡلَةً أُخۡرَىٰ
Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.
عِندَ سِدۡرَةِ ٱلۡمُنتَهَىٰ
Sidretu'l Münteha'nın[1] yanında.
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلۡمَأۡوَىٰٓ
Onun yanında me'va[1] cenneti[2] vardır.
إِذۡ يَغۡشَى ٱلسِّدۡرَةَ مَا يَغۡشَىٰ
O zaman kaplayan şey, Sidre'yi[1] kaplıyordu.
مَا زَاغَ ٱلۡبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.
لَقَدۡ رَأَىٰ مِنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ
Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin[1] en büyüğünü gördü.
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلۡعُزَّىٰ
Görüyor musunuz Lat'ı ve Uzza'yı?
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰٓ
Diğer üçüncü Menat'ı?[1]
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلۡأُنثَىٰ
Erkek sizin, dişi O'nun mu?
تِلۡكَ إِذٗا قِسۡمَةٞ ضِيزَىٰٓ
O halde bu insafsız bir paylaştırmadır.
إِنۡ هِيَ إِلَّآ أَسۡمَآءٞ سَمَّيۡتُمُوهَآ أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلۡطَٰنٍۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهۡوَى ٱلۡأَنفُسُۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلۡهُدَىٰٓ
Bu isimler, sizin ve atalarınızın onlara yakıştırdığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah, onlar için hiçbir yetkilendirmede bulunmadı. Ant olsun ki, onlara Rabb'lerinden doğru yolu gösterici[1] geldiği halde, onlar yalnızca zanna[2] ve benliklerinin hevasına uyuyorlar.
أَمۡ لِلۡإِنسَٰنِ مَا تَمَنَّىٰ
Yoksa insan için yalnızca temenni ettiği şey mi var?
فَلِلَّهِ ٱلۡأٓخِرَةُ وَٱلۡأُولَىٰ
Ahiret de dünya da Allah'ındır.
۞وَكَم مِّن مَّلَكٖ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغۡنِي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ أَن يَأۡذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرۡضَىٰٓ
Göklerde nice melekler var ki, Allah'ın dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesi dışında onların şefaatleri[1] hiçbir yarar sağlamaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةَ تَسۡمِيَةَ ٱلۡأُنثَىٰ
Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, melekleri dişi varlıkların adları ile adlandırıyorlar.[1]
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنۡ عِلۡمٍۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغۡنِي مِنَ ٱلۡحَقِّ شَيۡـٔٗا
Oysaki onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar yalnızca zanna uyuyorlar. Oysaki zan, "gerçekten" yana hiçbir değer taşımaz.
فَأَعۡرِضۡ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكۡرِنَا وَلَمۡ يُرِدۡ إِلَّا ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا
Dünya hayatından başka bir şey istemeyen, zikrimizden[1] yüz çevirenlerden sen de yüz çevir.[2]
ذَٰلِكَ مَبۡلَغُهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱهۡتَدَىٰ
Onların bilgi düzeyi bu kadardır. Rabb'in, kimin kendi yolundan sapmış olduğunu en iyi bilendir ve O, iletildiği doğru yolda olanı da en iyi bilendir.
وَلِلَّهِ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔواْ بِمَا عَمِلُواْ وَيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ أَحۡسَنُواْ بِٱلۡحُسۡنَى
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Bu, kötülük yapanların cezalandırılması ve iyilik yapanların daha iyisiyle ödüllendirilmesi içindir.[1]
ٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلۡمَغۡفِرَةِۚ هُوَ أَعۡلَمُ بِكُمۡ إِذۡ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ وَإِذۡ أَنتُمۡ أَجِنَّةٞ فِي بُطُونِ أُمَّهَٰتِكُمۡۖ فَلَا تُزَكُّوٓاْ أَنفُسَكُمۡۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ
Onlar, ufak-tefek hatalara düşmek hariç, büyük günahlardan ve aşırılıklardan kaçınırlar. Kuşkusuz Rabb'in, bağışlaması bol olandır. O, sizi topraktan inşa ederken de annelerinizin karnında cenin halindeyken de ne olduğunuzu en iyi bilendir. O halde kendinizi temize çıkarmayın. O, takva1 sahibi olan kimseyi en iyi bilendir.
أَفَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي تَوَلَّىٰ
Peki, yüz çevireni görüyor musun?
وَأَعۡطَىٰ قَلِيلٗا وَأَكۡدَىٰٓ
Azıcık verip, inatla cimrilik edeni?
أَعِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡغَيۡبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ
Yoksa o gaybın bilgisine[1] sahip de onu mu görüyor?
أَمۡ لَمۡ يُنَبَّأۡ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ
Musa'nın sayfalarında olanlar haber verilmedi mi?
وَإِبۡرَٰهِيمَ ٱلَّذِي وَفَّىٰٓ
Ve de çok vefalı İbrahim'in.
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٞ وِزۡرَ أُخۡرَىٰ
Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, başka bir günahkarın yükünü yüklenemez.
وَأَن لَّيۡسَ لِلۡإِنسَٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
Ve gerçek şu ki, insan için çalışmasından başka bir şey yoktur.
وَأَنَّ سَعۡيَهُۥ سَوۡفَ يُرَىٰ
Ve onun çalışması yakında görülecektir.
ثُمَّ يُجۡزَىٰهُ ٱلۡجَزَآءَ ٱلۡأَوۡفَىٰ
Sonra karşılığı kendisine eksiksiz olarak verilecektir.
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلۡمُنتَهَىٰ
Sonunda dönüş yalnızca Rabb'inedir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضۡحَكَ وَأَبۡكَىٰ
Güldüren de ağlatan da O'dur.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحۡيَا
Öldüren de dirilten de O'dur.
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰ
O, erkek ve dişi çiftler yarattı.
مِن نُّطۡفَةٍ إِذَا تُمۡنَىٰ
Atıldığında, nutfeden.[1]
وَأَنَّ عَلَيۡهِ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُخۡرَىٰ
Ve kuşkusuz bundan sonraki diriltme[1] de yalnızca O'na aittir.
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغۡنَىٰ وَأَقۡنَىٰ
Zenginlik veren de O'dur, sınırlayan da.
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعۡرَىٰ
Şi'ra'nın[1] Rabb'i de O'dur.
وَأَنَّهُۥٓ أَهۡلَكَ عَادًا ٱلۡأُولَىٰ
Önceki Ad'ı[1] yok etti.
وَثَمُودَاْ فَمَآ أَبۡقَىٰ
Ve Semud'u da. Geride kimseyi bırakmadı.
وَقَوۡمَ نُوحٖ مِّن قَبۡلُۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ هُمۡ أَظۡلَمَ وَأَطۡغَىٰ
Daha önce de Nuh'un halkını. Onlar, daha zalim ve daha azgın olanlardı.
وَٱلۡمُؤۡتَفِكَةَ أَهۡوَىٰ
Alt üst edilen beldeyi de yerin dibine geçirdi.
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ
Artık onu kaplayan şey kapladı.
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
O halde Rabb'inin hangi nimetinden kuşku duyuyorsun?
هَٰذَا نَذِيرٞ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلۡأُولَىٰٓ
Bu uyarıcı da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
أَزِفَتِ ٱلۡأٓزِفَةُ
Yaklaşan, yaklaştı.[1]
لَيۡسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ
Onu, Allah'tan başkası çeviremez.
أَفَمِنۡ هَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ تَعۡجَبُونَ
Bu hadislere[1] mi şaşırıyorsunuz?
وَتَضۡحَكُونَ وَلَا تَبۡكُونَ
Ağlanacak halinize gülüyorsunuz.
وَأَنتُمۡ سَٰمِدُونَ
Ve siz gaflete dalanlarsınız![1]
فَٱسۡجُدُواْۤ لِلَّهِۤ وَٱعۡبُدُواْ۩
Artık bu gafletten kurtulup, Allah'a secde edin ve O'na kul olun.